AFRODİT VE GÜL
AFRODİT VE ADONİS
YAZAR DİLEK ÇETİNDAŞ
Neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir kültürel unsur olan gül, insanın doğayı anlamlandırma çabalarının yansıdığı inanç alanı olan mitolojik birikim içerisinde de kendisine sağlam bir yer edinmiştir. Doğa unsurlarının kaynağını açıklama çabası içerisinde olan insan, güle büyük önem atfeder ve bunun sonucunda gülün doğuşu, rengini alışı, Tanrılar âlemindeki konumu pek çok mistik anlatıya kaynaklık eder. Bu anlatılar kaynaklığında çeşitli mazmun ve tema değerleri kazanan gül etrafında köklü ve zengin bir edebiyat da meydana getirilmiştir. Batı tragedyalarının büyük bir bölümünde gül, tüm mitolojik yönleriyle incelenirken, Türk edebiyatında da gül ve mitoloji ilişkisi çeşitli şekillerde işlenir. Bunun için güle dair mitolojik anlatılara ve devamında edebî yansımalarına bakmamız gerekir.
Gül ve mitoloji ilişkisinde ilk başlığımız gülün yaratılış öyküsüdür. Yunan mitolojisine göre Chloris isimli çiçek tanrıçası tarafından yaratılan gül, Tanrı ve Tanrıçaların desteğiyle tüm eksiklerinden arındırıldığı ve adeta Tanrılar onun için seferber olup, kolektif biçimde yarattıkları için, çiçeklerin kraliçesi olarak bilinir. Chloris, ormanda gezerken, bir perinin cansız bedenini ağaçlar arasında bulur. Bu periyi bir çiçeğe dönüştürür ve kendisine yardım etmeleri için diğer Tanrıları çağırır. Dionysos çiçeğe hediye olarak, güzel kokmasını sağlayacak bir öz; Afrodit ise güzellik verir; rüzgâr tanrısı Zefhirus onun üzerinden bulutları uzaklaştırır ve güneş tanrısı Apollo, ışıklarını onun için seferber ederek, açmasını sağlar. Bu şekilde Tanrıların elinde yaratılan gül, “kraliçe” olarak değerlendirilir.
Salih Zeki Aktay’ın “Hipokren” şiirinde, Batı rüzgârı Zefir’in gül üzerindeki katkısı şöyle dile getirilir:
“Solgun yüzlü bir hilâl çekti beni zulmetten Havada hayal olduk sararmış zambaklarla Zefir taze güllere gümüş örtü germeden Zümrütten bahçelerin sükûnunda kaybolduk.”
Gül, mitolojide Afrodit’in çiçeği olarak değerlendirilir. Afrodit, güzellik tanrıçası olmakla birlikte doğa için de oldukça önemlidir. “Yeryüzünde her şeyi o diriltir, o canlandırırdı. Kurumuş çiçekleri o açar, dünyayı o süsler, güzelleştirir, ilkbaharın en güzel zamanında, gül mevsiminde, onun bütün parlaklığı ve güzelliğiyle kendini gösterdiği yerlerde; çiçekler dolup taşan bahçelerde, taze koruluklarda, Afrodit’in kendini gösterişi kutlanırdı.” Bununla birlikte, tabiatın yenilendiği zaman olarak değerlendirilen gül mevsimi, çok kısa sürmektedir. “Sabahleyin gönül alıcı şekillerde açılan çiçekler, akşam olunca soluyor, boyunlarını büküyorlardı. Kırmızı güller, pek az zaman sonra kuruyor, dökülüyorlardı. Eski Yunanlılar çiçeklerin çabucak ölmelerinin, güllerin birkaç günde can vermelerinin sebebini anlatabilmek için güzel bir efsane” uydururlar. Dolayısıyla Adonis ve Afrodit’e dair mit de doğmuş olur.
Anlatıya göre, Suriye (Lübnan / Byblos) kralı Theias’ın karısı, kızları Smyrna’nın Afrodit’ten daha güzel olduğunu söyleyerek böbürlenir ve Tanrıçanın öfkesini bu kızın üzerine çeker. Afrodit, intikam almak için Smyrna’nın yüreğinde babasına karşı bir cinsel istek uyandırır. Kız bu isteğe karşı koyamayacak duruma geldiğinde kendisini öldürmek ister ancak, dadısı Hippolyte’nin yardımıyla babası ile gizlice ilişki kurmayı başarır. Theias, on ikinci gecede bu ensest ilişkiyi fark eder ve öldürmek için kızının peşine düşer. Smyrna, kaçış esnasında tanrılara sığınır ve tanrılar onu bir ağaca çevirirler. Aylar sonra bu ağacın kabuğu çatlar ve bir çocuk doğar. Afrodit, güzelliğinden etkilendiği bu çocuğu gizlice yetiştirmesi için Persephone’ye emanet ederse de Persephone de bu güzel çocuğa âşık olur ve geri vermek istemez. İki tanrıça arasındaki kavgada Zeus, Adonis’in dört ayını Afrodit, dört ayını Persephone ve diğer dört ayını da istediğinin yanında geçirmesine karar verir. Adonis, kendi inisiyatifindeki dört ayı da Afrodit ile geçirir. Sonrasında Artemis, bilinmeyen bir nedenle Adonis’e yabandomuzunu musallat eder. Adonis, bu domuz tarafından yaralandığında Afrodit, onun feryadını duyar ve Adonis’e doğru telaşla koşar. Bu sırada dikenler onun ayaklarına batmakta ve kanı akmaktadır. Ölen Adonis’in kanı Manisa lalesine dönüşürken, Afrodit’in damlayan kanları da beyaz gülleri kırmızıya boyar ve o günden itibaren de güller kırmızı açar. Afrodit, ölen sevgilisinin unutulmaması için, onun adına bir yas töreni başlatır.
Adonis, tartışmasız biçimde bir Doğu Tanrısıdır ve anlatı muhtemelen İbrani asıllıdır ki zamanla Yunan ve Akdeniz’e taşınan mit, “tipik bir Anadolu efsanesi” olarak da değerlendirilebilecek hale gelir. Anlatının devamındaki yas törenleri önemlidir. Çünkü efsane ile birleşen bu mistik anlatıya göre Byblos’tan geçtiği söylenen Adonis nehri her yıl, Adonis’in ölüm yıldönümünün anılışında kızıla boyanır. Bu sırada yapılan törenlerde gül mevsiminin bitişi ve yazın gelişini anlatmak için tohumlar ekilir ve çabuk büyümesi için bu tohumlar sıcak suyla sulanır. Böylece bitki toprak yüzeyine hemen çıkar, ancak henüz tam olarak büyümeden az bir zaman sonra ölür. Böylece Adonis miti tekrarlanır. Yunan anlatılarında da kadınlar, mevsim çiçekleriyle süsledikleri bir yatağa Adonis’e benzeyen bir delikanlıyı uzatarak onu süslerler ve çeşitli ritüelleri yerine getirerek onun ölümünü anarlar.
Roma mitolojisinde ise Venüs, oğlu Cupido ile oynarken, oğlunun oklarından biriyle göğsünden hafifçe yaralanır. “Oğlunu hemen kendisinden uzaklaştırmış olsa da ok sandığından daha derine gitmiştir. Yara tam iyileşmeden Adonis’i görünce ona tutulur.”Gözü Adonis’ten başka hiç bir şey görmeyen Venüs, Adonis’i yabanî hayvanlara karşı uyarır, ancak delikanlı onun sözlerine kulak asmaz ve cesaretli davranır. Bunun üzerine yabandomuzları tarafından öldürülür ve Venüs, onun hatırasını devamlı canlı tutmak için onu çiçeğe dönüştürür ki kendisinin dikenlerden akan kanı da güle kırmızı rengini verir.
Adonis miti, edebî eserlerde sıklıkla telmih edilen bir anlatıdır. Kızgın yaz sıcakları ile tabiatın birden yanıp kavrulmasını anlatan bu mitten esinlenen şairler, bahar ve gül imgesini birleştirerek, gül mevsimine vurgu yaparlar.
Yahya Kemal, “Biblos Kadınları” şiirinde bu anlatıyı işler.
“Ey şimdi genç ölen” mısrasında Adonis’in ölümünün vurgulandığı şiir,
“Mermerden nâa’şı hareli bir tülle örtülü
Biblos ilâhı genç Adonis bekliyor ölü”
Mısralarıyla başlar ve mitin bir bölümünü işler.
Yine Salih Zeki, Laton III’te Adonis’in ölümünün Tanrıçalar üzerindeki etkisini dile getirir. Adonis’e âşık olan iki Tanrıça Persophone ile Afrodit’in ve bunun yanında insanların, bu ölümden duydukları hüznü anlatır.
“Proserpin yüzü gülmez ilâhe
Tunç kapıda kara taştan bir heykel
…
Akşam…
Tek yıldız uzaklarda kararmış
Tek yıldızdan aktı yas bu karanlık boşluğa
Adonis öldü cihan boş ve bomboş
Venüs karalar giyip siyah bağlar bağladı”
Adonis miti, Sümerlerde Tanrıça İnanna ve Dumuzi arasında, Babil’de İştar, Suriye’de Astarte ile gerçekleşir. Bu anlatı, adeta bütün toplumlarda kabul görmüştür.
KAYNAKÇA
Bu mit için bk. Behçet Necatigil, 100 Soruda Mitologya,
Erhat Azra, Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitapevi, İstanbul, 1996
Thomas Bulfinch, Klasik Yunan ve Roma Mitolojisi
Yahya Kemal Beyatlı, Bitmemiş Şiirler, Yahya Kemal Enstitüsü Neşriyatı,
Salih Zeki Aktay, Asya Şarkıları,
Salih Zeki Aktay, Pınar, Şirket-i Mürettibiye
© 2023 SMYRNA ASTROLOJİ TÜM HAKLARI SAKLIDIR